Türk edebiyatında bir ahlak ve fazilet örneği olan Akif, milli heyecanı dile getiren, gök kubbede hoş bir seda bırakabilmiş ender şahsiyetlerden biridir. Arapçayı ve Fransızcayı ana dili kadar iyi bilen, fen bilimleri alanında söz sahibi, edebi kültürle donanmış, mütefekkir bir şairdir.
Yirminci asır Türk şiirinin en güçlü sanat şaheserlerinde yine onun imzası vardır. Türk dili, sanatkârın bu dile katkısından dolayı minnettardır. Akif, yalnız şiirimizde değil, belki dünya şiirinin en üstün birkaç manzumesini söyleyebilen bir kudretin samimi duruşudur.
M. Akif’ i doğru anlamak, onun birkaç şiirini okumakla olmaz. Onun yaşam felsefesini, duygu dünyasını keşfedemeyenler elbette şairi tek yönlü olarak ele alacaklardır. Toplumsal yaşantımızı hiç kimsenin işlemediği bir kudretle dizelere döken Akif, sanatını toplumun görevine adamış büyük bir sanatkârdır. Yaşadığı dönemin olaylarını ustalıkla bir fotoğraf gerçekliğiyle ele almış, halkın ve Hakk’ın sesi olmuştur.
Şairin en önemli vasıflarından biri tenkitçiliğidir. Batıyı ve Batılı görünmeye çalışan taklitçi zihniyeti eleştirirken en ağır tenkitlerini içinde yaşadığı toplumun yanlış düşüncelerine yöneltmiştir. Onun şiirleri, toplum olarak bilgisizliğimize, yalan yanlış tevekkül anlayışımıza, taklitçiliğimize, Batı dünyasına karşı kapıldığımız aşağılık kompleksine açılan bir isyan bayrağıdır. Bu, Akif’in samimiyetini göstermesi açısından önemli bir noktadır.
Kendini bilmez bazı çevreler fütursuzca milli şaire dil uzatmakta, İstiklal marşının din terminolojisiyle dolu olduğundan yakınmaktadır. Dini değerlere bağlılığının şiirine yansımasından rahatsız olmak büyük şaire haksızlık olacaktır. Zaman zaman Akif’e baytar, vaiz, manzum hikâye yazarı gibi sıfatlar yakıştırılmak istemiş fakat bunlar şairliğinin önüne geçememiş, başarılı olunamamıştır. Bilinmelidir ki Mehmet Akif; bir milletin ;İstiklal Marşı’nı yazabilen ruhudur.
Onu sevenlerin ve sevmeyenlerin birleştiği tek nokta; Akif’in karakter sahibi bir insan olduğudur. Çünkü o,hayatı boyunca dürüst ve sözüne güvenilir bir insan olarak kalmıştır. Bu bakımdan onun hiçbir şaire nasip olmayacak derecede milletimizin gönlünde yaşamasını onun yüksek karakterine bağlamak da doğru olacaktır.
Savaşların hüküm sürdüğü bir dönemin tercümanı olan Akif için en büyük korku, şehitlik aşkının bir gün tükenmesi ve milletin bir vurdumduymazlık içinde yok olmasıdır. O, Balkan harbi acılarının sonunda Türk milletinin inandığı tarih, namus, mabet, hürriyet gibi değerleri kullanarak milletin yeniden şahlanması için gayret göstermiştir.
M. Akif, yaşadığı dönemin sorunlarını tespit etmekle kalmamış aynı zamanda bir kurtuluş reçetesi de hazırlamıştır. Ona göre, milletimiz, ancak, marifet ve fazilet temellerine dayanarak yükselebilir. Şairin marifetten kastı ilim ve teknik; faziletten kastı ise milli kültürümüzdür.
Bunun içindir ki; değişen ve gelişen dünyada söz sahibi olabilmek için geleceğin aydın gençliğini-Asım’ın neslini- M. Akif’in idealizmini anlayabilen bireyler olarak yetiştirmek gerekir.